royal palace madrid
Madrid

HERKES SENİ ANKARA' YA BENZETİYOR ÖYLE Mİ MADRİD ?  🙂

Madrid’ e vardık, yürüyoruz; baktık ki deniz yok, memur kenti, hava da biraz ayaza çalıyor bizim de aklımıza gelmedi değil hani 🙂

MADRİD' E NASIL GİDİLİR ? & ULAŞIM

İspanya gezimizin son durağı Madrid’e Sevilla’ dan hızlı tren ile geçtik. Renfe ile şehrin ana istasyonu Atocha’ ya yolculuk yaklaşık 2.5 saat sürdü, fiyat kişi başı 23 Euro.

Airbnb odamız, şehir merkezindeki Tirso De Molina metro durağında. İstasyondan 1 numaralı metro hattı ile 2 durak sonra evimizdeyiz. Biletimizi Atocha’ daki makinelerden aldık. Kullan at bilet yok, 2.5 Euro verip Madrid ulaşım kartı almanız ve biletlerinizi bu karta yüklemeniz gerekiyor. Makinede biniş ve iniş duraklarımızı seçtik, Tirso’ ya kişi başı bilet 1.5 Euro.

MADRİD' DE NEREDE KONAKLANIR ?

Her yerde olduğu gibi Madrid’ de de optimum konaklama destinasyonu şehir merkezi Centro. Austriaas yada bizim yaptığımız gibi Sol mahallerinden birinde kalırsanız bir daha toplu taşıma ile işiniz olmaz. Odamıza en uzak gezimizi yaptığımız Mercado De San Anton pazarı yürüyerek 15 dakikalık mesafede idi. Ha bir de, ev sahibimiz çok entelektüel bir ressamdı ve bu evi bir zamanlar Picasso da bu apartmanda yaşadığı için satın almış : )

MADRİD' DE NEREDE, NE YENİR ?

Karnımız mı acıktı, hangisi yakınsa; ver elini Mercado de San Miguel, Mercado de Cebada, Mercado De San Anton. İspanya’ da yemek olayının akılda kalanı tapas tabakları, paella ve tabi mercado’ lar oldu.

Mercado San Miguel: Bu pazar yeri şehrin tam göbeğindeki konumu ile sadece bir yeme içme mekanı değil aynı zamanda bir turistik cazibe merkezi. Yer bulmayı başarırsanız günün her saati midenize bayram yaşatıp, endorfin patlaması ile sırıta sırıta gezinize devam edersiniz. Barselona’ daki La Boqueria’ dakinden farklı olarak burada çoğu büfenin kendi oturma yerleri yok, tabak ve bardaklarınızı alıp ortadaki ortak alandaki masalarda tüketebilirsiniz.

Mercado De La Cebada: La Cebada bizim pazar yerlerine daha çok benziyor. Latina mahallesindeki mekan turist kalabalığından uzak ve büfeler daha ucuza harika tapaslar yapıyor ama sosyalleşmek isteyenler diğer iki mercado’ yu daha çok sevecektir.

Mercado De San Anton: Chueca mahallesindeki San Anton bizim açık ara favorimiz. Diğer iki pazarın en iyi özellikleri burada buluşmuş: Fiyatlar iyi, lezzet muazzam, turist kafileleri yerine müdavim lokaller geliyor; dekor, ambians hele teras çok keyifli.

Bocono Specialty Coffee: İspanya’ da da üçüncü nesil kahvecimizi bulduk : ) Son gün otelden ayrılmadan kahvaltı yaptığımız La Latina’ daki Bocono’ nun kahvaltı tabakları ve kahvesi bizden geçer not aldı.

La Rollerie: Plaza Mayor civarında Mercado San Miguel’ de yer bulamayıp gittiğimiz Güney Fransa temalı bistroda aperatif, ana yemek ve tatlıdan oluşan günlük menü 12.5 Euro. Paella yedik ve fena değildi.

mercado san miguel madrid

MADRİD' DE GEZİLECEK YERLER

Günaydın Madrid. Yukarda detaylarıyla anlattığım San Miguel’ de kahvaltımızı yaptıktan sonra ilk durağımız Almudena.

1.    ALMUDENA KATEDRALİ

İspanya’ daki pek çok katedral gibi Almudena da eski bir caminin yerine inşa edilmiş. Yapımına 1879 yılında başlansa da ekonomik nedenlerle resmi olarak açılması 1993 yılını bulmuş. Kilise Madrid din işlerinin yönetim merkezi. Kraliyet Sarayının tam karşısında yer alan yapı dikkat çekici iç mimarisi ile ziyareti hak ediyor, giriş ücretsiz.

almudena cathedral madrid
Almudena Katedrali - Madrid

2.    KRALİYET SARAYI

3418 odadan oluşan saray gibi saray, Avrupa’ nın en büyüğü : ) İnşasına 1738 yılında başlanmış. Felipe XI’ nın tahta çıktığı yıl olan 1931’ de kraliyet Zarzuela Sarayına taşınmış ve Royal palace artık yalnızca devlet törenleri için kullanılıyor ki biz de bunlardan bir tanesinin provasına denk geldik. Bu yüzden sarayı gezemedik. Giriş 10 Euro. Giderseniz taç odası, şapel, silah deposu, eczane, kütüphane,kraliyet resim ve heykel kolleksiyonu ile sarayın birbirinden güzel bahçelerini gezebilirsiniz.

Kraliyet Sarayı Madrid
Kraliyet Sarayı - Madrid

3.    TEMPLO DE DEPOD

MÖ 2. Yüzyılda ilk olarak Mısır’ da inşasına başlanan tapınak 1968 yılında baraj suları altında kalma riski ile karşı karşıya gelmesinin ardından UNESCO’ nun yaptığı yardım çağrısına İspanya’ nın el uzatması sonucu Madrid’ e taşınmış ve 1972’ de halka açılmış. Mısır dışında sadece bu tapınakta görebileceğiniz antik Mısır mimarisine ait örnekler de içeren eser, havuz ortasında bir ada üzerinde sergilenen ve bölgeye özgü taşlardan inşa edilmiş bir tapınak ile önündeki iki kemer benzeri yapıdan oluşuyor.

debod tapınağı madrid
Templo de Depod - Madrid

4.    GRAN VIA CADDESİ

Acıkmaya başladık, hedef San Anton. Rotamızı Madrid’ in en hareketli caddelerinden Gran Via’ dan geçirdik. Cadde alışveriş merkezi, tiyatro ve sinemaları ile ünlü olduğundan İspanyol Broadway’ i olarak da adlandırılıyor. Primark mağazasına bir uğradık. Bu marka mevcut kurda Avrupa’ da alışveriş yapılabilecek tek yer; tarz H&M’ e yakın, fiyatlar daha uygun.

5.    CHUECA ve MERCADO SAN ANTON

Chueca birazdan anlatacağım Latina gibi şehrin hipster semtlerinden. Ambians Fener, Çukurcuma yada Karaköy’ ü anımsatıyor. Davetkar kahve dükkanları, tapas barlar ve restoranlar göreceksiniz ama bence yeme – içme işini San Anton’ a bırakın. Buranın terası tüm İspanya gezimiz boyunca en keyifli dakikalarımızı geçirdiğimiz yerlerden oldu. Civarda ikamet eden beyaz yakalıların iş çıkışı günün yorgunluğunu atmak için dostlarıya bir araya geldiği terasta gerçek bir lokal yani Maridista gibi bir akşamüstü geçirebilirsiniz.

madrid san anton pazarı

6.    RETIRO PARK

Yeter ki bize şehir parkı deyin, ne yapar eder kendimizi oraya bir atarız : ) Plaza Espana’ dan girdiğimiz Gran Via’dan Plaza Cibele’ den çıkıp caddeyi baştan sonra taradıktan sonra Alcala Kapısı’ nın yanından şehrin lokalleri Madridistaların favori parkı Retiro’ ya girdik. Burası sadece yemyeşil bir alan değil aynı zamanda göl denilebilecek kadar büyük bir havuz, botanik bahçeleri, heykeller, spor alanları, yürüyüş yolları, kütüphane ve saraylardan oluşan bir kompleks. Girdiğimiz Alcala’ dan diğer uçtaki güllü bahçe molasız yarım saat çeker ona göre : )

7.    PUERTA DEL SOL

Baş solistler Del Sol ve Plaza Mayor’ u sona bırakmamız tesadüf değil elbette. Puerta Del Sol, İsyanyolca Güneş Kapısı. Meydan bir zamanlar Madrid’ i koruyan kalenin Doğu girişi olduğundan gerçekten de güneş ışıkları şehre ilk buradan giriyormuş. Puerta Del Sol şehrin kalbi; her zaman kalabalık, her zaman hareketli. Turistik kafeleri, butik mağazaları ile tam bir Avrupa şehir meydanı. 1760 yılından yadigar eskinin postanesi, şimdinin yerel yönetim merkezi Casa De Corrios; atlı Carlos III heykeli; ve şehrin simgelerinden dağ çileği yiyen ayı heykeli burada.

madrid puerta del sol

8.    PLAZA MAYOR

Madrid’ in mercadolarından sonra en sevdiğimiz yeri 1617’ de inşasına başlanmış Plaza Mayor yani Büyük Meydan oldu. Dikdörtgen şeklinde inşa edilmiş toplam 237 balkonlu, 3 katlı yapıların oluşturduğu meydanın 9 girişi var. Tam ortasında meydanı yaptıran III. Felipe’ nin at üzerinde heykeli bulunuyor. İnşa edildiği tarihten bu yana pazarlara, boğa güreşlerine, futbol maçlarına dahası Engizisyon döneminde halka açık idamlara tanıklık etmiş plaza. Heykelin ön tarafına yüzünüzü döndüğünüzde solunuzda kalan bina meydanın en ünlüsü Casa de la Panaderia yani Fırıncının Evi. Meydanı çevreleyen binalar şehrin yüksek kirası en yüksek daireleri, alt katları ise turistlere yönelik kafe ve restoranlarla dolu.

Madrid Mayor Meydanı
Plaza Mayor - Madrid

9.    LA LATINA

Latina’ ya son günümüzde uğradık, yani şehirle vedalaştığımız yer oldu mahalle. Chueca’ dan bahsederken de yazdığım gibi Madrid’ in Karaköy’ü buralar ve biz La Latina’ yı daha çok sevdik. Biz denk gelmedik ama ünlü bit pazarı El Rastro pazarları ve resmi tatil günleri burada kuruluyor. Üçüncü nesil kahveciler, antika dükkanları, butik fırınlar, meydan kafeleri ile çok sıcak bir havası var mahallenin. Önce yeme – içmede anlattığım Bocono’ da kahvatı yaptık, yetmedi Mercado Cabada’ da biraz daha tıkındık veee hoşça kal Madriiiiid : )

Madrid Mercado de la Cebada' da Bir Tezgah

İspanya tatilimiz işte böyle geçti. Biz bu sefer 8 gün gibi kısa bir zamana 4 şehir sığdırmayı denedik ve şimdi bakıyorum da hiç fena kullanmamışız vaktimizi. Giriş bölümündeki Madrid – Ankara olayına geri dönecek olursak: Evet ortak yanları var ama kesinlikle bambaşka kentler. Madrid’ i bir şehre benzetecek olsam aklıma ilk Viyana gelirdi sanırım, iyisi mi siz ilk fırsatta bir Madrid gezisi planlayın ve kararı kendiniz verin : )

KAPAT