Heba Yaylası

ZİGANA’ YI AŞARKEN KULAĞIMA ŞÖYLE FISILDADI KARADENİZ: NEREDE KALDIN ?

Uzun zamandır siz de bir Karadeniz turu yapmak istiyorsunuz ama sıra bir türlü oraya gelmiyor değil mi ? Hepimiz gibi… Sanırım bu Karadeniz’ in kaderi. Adını çok duyuyoruz; fotoğraflarını, videolarını çok beğeniyoruz, insanları çok sempatik geliyor, yemeklerini seviyoruz ama gitmeyi erteliyoruz da erteliyoruz. O zaman bir kez de YOLLARBENİMUMUDUM söylesin: Biz ettik, siz etmeyin; daha fazla vakit kaybetmeden, aç gözlülük ve para hırsı Karadeniz’ i biraz daha yaralamadan yola çıkın. Hayatınızın en doğru kararlarından birini vermiş olacaksınız, söz veriyoruz.

Hırçın ve asi denizi, huzur kokan ormanları, gürül gürül akan nehirleri, coşkun şelaleleri, ömre ömür katan yaylaları ile Laz, Hemşin yada Gürcü farketmeksizin samimi, doğal insanı ile bölge varır varmaz insanı büyülüyor, kendine hayran bırakıyor. O yüzdendir ki, görmeyen sürekli ertelese de bir kez gelen bir daha kopamıyor Karadeniz’ den.

Şavşat Karagöl

DOĞU KARADENİZ’ E NASIL GİDİLİR ?

Doğu Karadeniz’ i hakkını vererek keşfetmek için yüksek bir araç şart, hatta Pokut Yaylası gibi bazı destinasyonlara yüksek araç da yetmez, 4X4 donanım zorunlu. Çoğu gezgin Trabzon’ a kadar uçak ile gelip, havaalanında SUV sınıfı araç kiralamayı tercih ediyor. Yollarda bolca Duster görmeye hazır olun yani 🙂 Binek aracı ile gelenler ise yaylalara çıkmak için servis hizmetinden yararlanabilir. Bunun için otelinizle yada yaylanın bağlı olduğu yerleşim biriminde herhangi bir işletme ile görüşebilirsiniz.

DOĞU KARADENİZ' E NE ZAMAN GİDİLİR ?

Doğu Karadeniz gezisi için en uygun dönem Haziran ve Ekim ayları. Hem yüksek sezonun hemen önünden ve arkasından geldikleri, hem de bölgeye yağışın en az düştüğü tarihler olduklarından ikisi de yöreyi keşfetmek için ideal aylar. Bunun dışında Haziran ve Ekim ayları arasındaki herhangi bir tarih tercih edilebilir. Ne zaman giderseniz gidin şemsiye, yağmurluk, su geçirmez yürüyüş ayakkabıları ve soğuk yayla akşamları için termal özellikli montların şart olduğunu hatırlatmak isterim. Unutulmamalıdır ki, Karadeniz’ in doğasını bu kadar eşsiz kılan bölgeye yılın her döneminde eşlik eden yağmurlar. Bir de, yaylaların 2500 m ve üzeri rakımlarda olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Ağustos ayında, bir yayla gezisinden sis nedeniyle hiçbir şey görmeden dönebilirsiniz.

Karadeniz Gezi Rehberi
Mençuna Yolu

DOĞU KARADENİZ' DE NEREDE KALINIR ?

İlk seçenek Trabzon, Rize ve Artvin il merkezleri yada Çamlıhemşin, Borçka, Hopa yahut Şavşat ilçe merkezlerinde konaklamak ki biz bunu hiç önermiyoruz. Peki nerede kalınmalı? İyi bir Karadeniz gezisi için bölge kültürünü daha yakından tanımak, yerli halk ile iletişim kurabilmek, yöresel lezzetleri Kardeniz kadınlarının elinden tatmak şart. Bunun için, seyahat planınıza göre:

Şenyuva (Çinçiva) köyündeki herhangi bir bungalov otelde,

Mençuna Şelalesinin baş ucundaki Mençuna Konakları’ nda,

Şavşat Karagöl’ e en yakın yerleşim yeri olan Veliköy’ deki Han Konakları’ nda,

Macahel köylerinden birinde,

Ve elbette tercih edeceğiniz yaylalarda konaklama hizmeti veren yayla evlerinde kalmak doğru tercihler olacaktır.

Karadeniz Gezi Rehberi
Veliköy Han Konakları

DOĞU KARADENİZ' DE NEREDE, NE YENİR ?

Karadeniz gezimizde kendimizi doğaya verdiğimizden ve genelde yaylada konakladığımızdan mekan mekan gezemedik ama yine de yöresel lezzetlerden ve denediğimiz restoranlardan bahsetmeden geçemeyeceğim 🙂

Mıhlama: Çinçiva Kahve’ de, Pokut Doğa Konukevi’ nde ve Heba’ da Saniye ablanın elinden yedik; hepsi de birbirinden lezizdi. Yörenin tereyağı, peyniri ve mısır unu ile yapıldığından olsa gerek başka yerde yediklerimize benzemiyor hiç.

Bu arada, her ne kadar biraz tuzlu olsa da (kişi başı 45₺), Çinçiva Kahve’ de serpme kahvaltı yapmanızı tavsiye ederim. Ortam, manzara, çay ve ayrı ayrı her bir kahvaltılık ürünü ile unutulmaz bir deneyim kesinlikle.

Çinçiva Kahve

Kara Lahana Sarması: Sarmayı Trabzon’ da Köfteci Cemil Usta’ da ve Pokut’ da Doğa Konukevi’ nde denedik. Bu yemek genel olarak bana biraz ağır gelse de kötü diyemem.

Turşu Kavurma: Cemil Usta ve Doğa Konukevi’ nde denediğimiz bir lezzet daha. Ben turşu kavurmayı çok seviyorum, Karadeniz’ de nerede bulsam yerim 🙂

Akçaabat Köftesi: Trabzon Cemil Usta’ da yediğimiz köfteler ve yanında denediğimiz bölgeye özgü tahinli piyaz leziz bir ikili oldular hakikaten. Borçka Keyf-i Ziyafet’ in köfteleri de enfes.

Sütlaç: Hamsiköy’ e uğramadık ama Zigana’ yı aşarken yanından geçtik ve yol kenarındaki tesislerden birinde sütlaç yedik. Hiç fena değildi ama Borçka Keyf-i Ziyafet’ te yediğimiz sütlacın tadı hala damağımda.

Keyf-i Ziyafet' in Leziz Sütlacı

DOĞU KARADENİZ' DE GEZİLECEK YERLER

Bu seyahatimizde Trabzon’ da sadece ilk gece konaklayıp geziye Çamlıhemşin’ den başlamayı planlamıştık. Malum nedenlerden dolayı Uzungöl ve Ayder’ e gitmek gibi bir niyetimiz zaten yoktu ama Sümela Manastırı içimde kalmadı değil. Neyse, bir dahaki sefere artık.

BİRİNCİ GÜN:

GİZLİ BAHÇE ÇAY TARLALARI

Çay tarlalarının bulunduğu Haramdere (Çeçeva) Köyü’ ne, Rize’ den Artvin istikametine giderken Çayeli ilçe merkezine varmadan sağa ayrılarak gidiliyor. Yol dar ve kıvrımlı olsa da manzara o kadar güzel ki yolculuk bitmesin istiyor insan. Keşke bir de zaman kısıtlamamız olmasa… Çeçeva’ nın çay tarlaları ile kaplı vadileri bana Bali’ nin Tegallalang Pirinç Terasaları’ nı hatırlattı. Tüm içtenliğimle söylüyorum, kendi ülkemde olmanın verdiği heyecanla Çeçeva beni en az Tegallalang kadar etkiledi. Ve bugüne kadar görmemiş olmanın burukluğu kapladı içimi.

Gizli Bahçe, Doğadan firmasının çay tarlaları aslında. Manzarası ve sembol olmuş tek katlı evlerinin oluşturduğu kompozisyon ile fotoğrafçıların uğrak yeri halini almış. Buraya kadar gidebileceğiniz gibi yol üzerinde beğendiğiniz herhangi bir tarlada da çekim yapabilirsiniz. Gizli Bahçe’ ye kadar giderseniz girişteki Çayluk Kafe’ de vadilere karşı çay içmeyi ve çaydanlık şeklinde, üzerinde “bezdum” yazan magnetlerden almayı ihmal etmeyin 🙂

Karadeniz Gezi Rehberi

FIRTINA DERESİ KOBOŞ KÖPRÜSÜ

Pazar ilçesini geçtiniz, Ardeşen’ e gelmeden Çamlıhemşin tabelasından sağa döndünüz ve Fırtına Deresi ile buluştunuz ya, işte o an buralara tekrar tekrar geleceğinizi anladığınız an oluyor 🙂 Bu yazıda defalarca söyleyeceğim biliyorum ama ne yapayım durum bu: Hafif pus, vadi, orman ve derenin oluşturduğu yol manzarası büyüleyici 🙂 Şirin Çamlıhemşin’ i geçtikten sonra, Çinçiva’ ya gelmeden sağınızda Fırtına Deresi üzerine kurulu taştan Koboş Köprüsü’ nü göreceksiniz. Görmemeniz de, görüp de durmamanız da imkansız. Sırtını verdiği yemyeşil vadi, altından gürül gürül akan dere ve gövdesini oluşturan taşlar fotoğraflanmayı hakediyor.

ŞENYUVA (ÇİNÇİVA KÖYÜ)

Hayır hayır; Çinçiva bir köy değil, cennetin ta kendisi. Köprüler, çay tarlaları, birkaç butik mağaza ve kahveci, köy evleri ve Karadeniz insanı bir araya gelince başka ne olabilir ki zaten? Buradan; yürüyüş yapmadan ve Zua’ da filtre kahve, Çinçiva Kahve’ de çay içmeden ayrılmayın sakın.

Not: 2019 Temmuz ayında Şenyuva Köprüsü tadilattaydı, bilginize.

ZİL KALE

Zil Kale, Karadeniz Bölgesinde en çok görmek istediğim yerlerden biri idi ve sonunda kavuştuk. Kadim, taş yapı yemyeşil yağmur ormanlarına zaten çok yakışmıyormuş gibi bir de vadiye hafif pus çökmemiş mi; Allahım ne kavuşma ama ! Dibim düştü resmen. Gelsin “şık-şuk” deklanşör sesleri 🙂

 Sekiz burç ve bir gözetleme kulesinden oluşan kalenin ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmese de Trabzon İmparatorluğu’ na bağlı Hemşin Lordu Arkahel tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyormuş. Yapı, Osmanlı döneminden itibaren “aşağı kale” anlamına gelen Zil Kale adıyla anılır olmuş.  Giriş 3₺.

PALOVİT ŞELALESİ

Zil Kale’ den sonra Şenköy’ ü geçer geçmez sağa Palovit yolu ayrılıyor. Minik tabelayı atlasanız bile köşedeki çeşmeden tanıyabilirsiniz sapağı. Şelaleye giden yol da kuş sesleri ve orman kokusu eşliğinde oldukça keyifli.

Tüyo: Aracınızı mutlaka şelaleye çıkmadan 150 m berideki meydanlık alana park edin. Daha ileride yol daralıyor ve dakikalarca sürüp, aracı sağa sola sürtmekle son bulan karşılıklı geçiş manevraları başlıyor.

Şelaleye ulaşmak için yolun solundaki merdivenlerden aşağı inmek gerekiyor, merak etmeyin çok fazla merdiven yok. Palovit, bölgedeki en debili şelale. Sesi ta uzaklardan duyulurken, suyu da daha yaklaşmadan ıslatmaya başlıyor ziyaretçilerini.

Karadeniz Gezi Rehberi

POKUT YAYLASI

Geziye başlamadan önce aklımızda Çinçiva’ daki bungalovlardan birinde kalmak vardı ama Çamlıhemşin’ de istediğimiz her yeri görünce vakit kaybetmeden Pokut’ a geçmeye karar verdik. Her yerde karşıma çıkan kahvaltı fotoğraflarından aklımda kalan Doğa Konukevi’ ni aradık hemen, yarım saat içinde bizi aldırabileceklerini söylediler ve Pokut maceramız başlamış oldu. Sonradan tanıştığımız Şenyuvalılar konaklamak için “Plato’ da Mola” ve “Pokut Dağ Evi” ni önerdiler, aklınızda bulunsun. Kendi otomobilimizi kahvenin yanındaki otoparka park ettik. Bizi 4×4 pick-up ile aldılar ve hem puslu, hem de yağmurlu bir günde 45 dakikada yaylaya ulaştık. Hatırı sayılır eğim, derin yarıklar ve yüksek kaya çıkıntıları nedeniyle dört çeker olmayan bir SUV araç ile bile çıkmak zor olur Pokut’ a.

Yayla bir yamaç ve onun baktığı sırta kurulu ahşap evlerden oluşuyor. Pokut’ un alamet- i farikası ise sunduğu muazzam Kaçkar Dağları manzarası. Tabi biz sis nedeniyle manzaradan kısa aralıklarla nasiplenebildik. Tertemiz hava, mis orman kokusu, hafif yağmur, otlayan ineklerin çan sesleri ve pusun oluşturduğu kompozisyon unutulmazdı benim için.  Pokut’ dan Sal Yaylası’ na bir de yürüyüş rotası bulunuyor, trekking severler kaçırmasın. İçimde kalan tek sey ise yağmur nedeniyle o enfes manzarada kahvaltı yapamamak oldu, o da bir dahaki sefere artık.

Gelelim maliyete: Kişi başı; gidiş geliş ulaşım 60₺, konaklama 200₺ (2 kişi, 1 gece toplam 520₺). Akşam yemeğimizi de konukevinde yedik (sac kavurma 35₺, karalahana sarması 25₺, yoğurt 10₺,  salata 15₺, ayran 6₺, 2 sütlaç 2×15₺ – toplam 121₺ )

Pokut’ a gitmiş olmamızın ekstra bir güzelliği de bizim gibi yayla evinde misafir olan Murat Abi (Murat Selçuk) ile eşi Eda Abla ve onların arkadaşları ile tanışmak oldu. Balayını bile dağlarında trekking yaparak geçirecek kadar Karadeniz’ e hayran olan bu harika çift ve 4 aileden oluşan yakın dostları ile odun sobası başında sohbet ederek çok güzel zaman geçirdik. Sohbet esnasında Murat Abi’ nin “Kaçkarlarda Balayı” adlı bir gezi – anı kitabı olduğunu öğrendik ki kendisi ertesi gün ayrılırken bir tanesini imzalayarak hediye olarak verdi ve bizi çok mutlu etti. Murat Abi sonraki gezi planımızı öğrendiğinde, birazdan anlatacağım Heba Yaylası ve Burhan Abi’ den bahsetmişti. Onun tavsiyesi sayesinde ertesi günümüz de bir başka unutulmaz deneyim oldu bizim için.

Karadeniz Gezi Rehberi

İKİNCİ GÜN:

MENÇUNA ŞELALESİ VE ÇİFTE KÖPRÜ

Şelale görmek için ta Bali’ ye kadar gitmeye gerek yokmuş, meğer şelalelerin en güzeli Arhavi’ deymiş. Daha Arhavi’ den içeri sapar sapmaz, Çamlıhemşin yolundaki gibi, doğa değişiveriyor. Tek fark, yanı başınızda Fırtına Deresi yerine Arhavi Deresi’ nin akıyor oluşu. Yolculuk çok eğlenceli, Karadeniz türküleri açmayı da unutmayın sakın. Mesela şu türkü:

“Bizim evin altından yarimin geçmeleri,

Kızlar güzelleştirir, köydeki çeşmeleri :)”

Önce Çifte Köprü çıkacak karşınıza. 18. yüzyıldan kalma benzeri iki köprü, birbirine dik olarak inşa edilmiş. Eskiden Ortacalar yolu, Arhavi Deresi üzerinden Küçükköy ve Arılı yollarına Çifte Köprü ile bağlanıyormuş.

Çifte Köprü - Karadeniz

Çifte Köprü’ den sonra Mençuna’ ya yaklaşık 4 km uzunluğunda çok keyifli bir yol kalıyor. Aracınızı girişten 200 m gerideki genişlik alana bırakabilirsiniz. Çağlayana çıkan patikanın güzelliğini anlatmaya ise kelimeler yetmez. Sık orman örtüsü, kuş sesleri, çiçek kokuları ve enfes bir manzara eşlik edecek size tırmanırken. Suyu hem oldukça gür olduğundan, hem de bir hayli yüksekten döküldüğünden çok etkileyici bir şelale Mençuna. Fotoğraf çekmeye doyamıyor insan. Tabi, bu esnada sırıl sıklam ıslanacağınızı söylememe gerek yoktur sanırım. Biraz ıslanıp, hafiften de üşümeye başlayınca doğru yamaçtaki barakaya, odun sobası başında dağ çayı içmeye. Yok böyle bir keyif!

Tüyo: Hani o güzelliğini anlatmaya kelimeler yetmeyen patika var ya, orada ayaklarınız çamura bulanacak. Yürüyüş ayakkabıları tercih etmekte fayda var.

Karadeniz Gezi Rehberi

BORÇKA KARAGÖL

Bizim favori Karagöl’ ümüz burası. Daha önce başka yerler için defalarca söylediğim gibi buraya çıkan yol da harikulade 🙂 Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra ormanlık alandan göle doğru yürüyorsunuz ve karşınıza doğa harikası bir göl çıkıyor. 2002 yılında Tabiat Parkı olarak ilan edilen park 368 hektar alana, göl ve çevresi ise 5 hektar alana sahipmiş.  En yakın yerleşim yeri Artvin ilinin Klaskur (Aralık) Köyü . Bir heyelan gölü olan Karagöl, 1900’lü yılların başında bugün Klaskur olarak bilinen yaylanın yakınında bulunan bir tepenin toprak kayması sonucu Klaskur Deresi’nin önünü kapatması ile oluşmuş. Suyun rengi inanılmaz. Göl, orman ve dağların ortasında kaldığından doğal, devasa bir havuz görünümünde. Bu da Karagöl’ ü eşsiz bir güzelliğe çeviriyor. Göl çevresinde bir tesis, oturma yerleri ve kamp alanları mevcut. Otomobil yada pick – up ile giriş ücreti 12₺.

Borçka Karagöl

HEBA YAYLASI

Aracımızı Karagöl’ de bıraktık ve yukarıda bahsettiğim gibi, Murat Abi sayesinde tanıştığımız ev sahibimiz Burhan Abi (Burhan Albayrak) ile Saniye Abla, bizi pick – upları ile aldılar. Yarım saatte Heba Yayla Evi’ ne ulaştık. Heba’ nın yolu Pokut’ a göre daha az eğimli ve engebeli olduğundan, buraya 4 çeker olmayan yüksek araçlarla da çıkılabilir.

Burhan Abi, emekli olduktan sonra eşi Saniye Abla birlikte, Heba’ daki ahşap yayla evini tadil ederek üst katı bir konukevine çevirmiş. İkisi de çok sıcak kanlı, hoş sohbet, konuk sever insanlar. Orada bulunduğumuz süre boyunca bize müşteri değil, misafir olarak yaklaştılar ve her bir ihtiyacımız ile yakından ilgilendiler. Akşam soba başında bir yandan Saniye Abla’ nın ikramlarını atıştırırken, bir yandan da uzun uzun sohbet etme imkanı bulduk. Onlar her şeyden önce doğa sever birer Karadeniz sevdalısı. Yayla evini işletirken önce doğanın ihtiyaçlarını, sonra tesisin ihtiyaçlarını değerlendirip ona göre adım atıyorlar. Yaylada elektrik yok, yol stabilize ama bu durumdan çok memnunlar ve böyle kalsın istiyorlar.

Heba Yaylası - Karadeniz Gezisi

Yayla evinin elektrik ihtiyacı jeneratör ve güneş enerjisi ile sağlanıyor. Elektrikli cihazlarınızın şarjını dert etmenize gerek yok yani. Sıcak su ise alt kattaki ortak alanda, 24 saat gürül gürül yanan odun sobasına bağlı kazandan. Kahvaltıda sunulan mıhlama, omlet, tereyağı, peynir, yoğurt, reçeller, omlet, ekmek, soslar; hepsi kendi ürünleri ve tamamen organik. Kendilerinin ürettikleri kestane ballarını tadınca, daha önce bal yememiş hissine kapılıyor insan. Yemekler de Saniye ablanın hamarat ellerinden, odun sobası üzerinde pişiyor.

Gelelim 2500 m rakımlı yaylaya. Bir yanda Karagöl ve Kaçkar Dağları manzarası, bir yanda göz alabildiğine uzanan Karçallar. Taş çatlasın 10 – 15 hane var Heba’ da. Doğa, bundan bir asır önce nasılsa hala öyle. Kadrajı kirleten elektrik direkleri, kablolar, beton binalar yok. Vakti olanlar için muhteşem yürüyüş rotaları mevcut. Sınırsız özgürlük hissi kaplayınca içini, ayrılası gelmiyor insanın buradan.

Heba’ ya gitmek isteyeceklere tavsiyelerim şunlar:

1.    Yüksek bir araç şart, olmazsa Burhan Abi’ den yardım isteyebilirsiniz,

2.    Toprak yol zaman zaman dik ve engebeli, yolculuk yaklaşık yarım saat sürüyor. İşte konumu,

3.    Ev ortak alandaki odun sobası ile ısınıyor. Üst kattaki odalar da yetince sıcak ama şort – tişört ile dolaşmayı da beklemeyin 🙂

4.    Kısıtlı imkanlarla sağlandığından, elektrik tasarrufuna çok dikkat etmek gerekiyor. Tüm lambaları açık bırakıp, arkaya bakmamak yok 🙂

5.    Üst katta 6 oda ve oda dışında bulunan 6 banyo var. Banyoların üçü kadınlara, ayrı bölmedeki diğer üçü erkeklere ayrılmış.

6.    Fiyat kişi başı 150₺. Diğer yayla evlerinde fiyata sadece kahvaltı dahilken, burada akşam yemeği de ücretsiz veriliyor. Menü de Saniye Abla o gün ne pişirmişse o var 🙂

Karadeniz Gezi Rehberi

ÜÇÜNCÜ GÜN:

MACAHEL (CAMİLİ)

Kendisi de Gürcü kökenli olan Burhan Abi’ nin anlattığına göre Macahel adı Gürcüce “bilek” anlamına gelen “maca” ve “el” anlamına gelen “heli” kelimelerinden geliyormuş. Vadinin merkezinde yer alan Camili Köyü bileği, vadiye yayılmış diğer 5 köy (Düzenli, Efeler, Kayalar, Maralköy ve Uğurköy) ise elin parmaklarını oluşturuyormuş. Köylere binek araç ile ulaşmak mümkün ancak güzeller güzeli Gorgit Yaylası’ na çıkmak isterseniz yüksek araç şart. Efeler Köyü’ ne gidecek olursanız yol üzerindeki Baraka Cafe’ de kahve molası verin mutlaka. Bir de  görülesi Maral Şelalesi var ki, buraya da 4×4 araç tavsiye ediyoruz.

Macahel

ŞAVŞAT KARAGÖL

Geldik gezimizin ikinci Karagöl’ üne. Diğer gölün favorimiz olma nedeni, burada göl etrafında araç trafiğine izin veriliyor oluşu. Yoksa burası da bir yeryüzü cenneti aslında. Hatta Şavşat’ ın batısında güneyden kuzeye uzanan Karagöl – Sahara Milli Parkı’ nın bütünüyle bir doğa harikası olduğunu söylemek yanlış olmaz. Göl, ilçenin 25 km kuzeydoğusunda ve yolculuk 40 dakika sürüyor. Çevresinde bir tesis ve oturma alanları mevcut. Otomobil yada pick-up ile giriş ücreti 12₺.

Karadeniz Gezi Rehberi

YAVUZKÖY VE KOCABEY

Şavşat’ ın 7 km doğusunda Yavuzköy, oradan 5 km sonra da Kocabey kışlasına ulaşabilirsiniz. Karagöl – Sahara Mili Parkı’ nın güney kısmında bulunan her iki yerleşim yeri de yeşilin her tonunu içinde barındıran düzlükler, vadiler, orman ve dağları ile kartpostallık manzaralara sahipler. Aracınızı her hangi bir yere park edip kendinizi doğaya bırakın, çimenliklere uzanın ve doyasıya fotoğraf çekin.

Gün sonunda Karagöl’ e 9 km (20 dk) mesafedeki Veliköy’ de bulunan Han Konakları adlı tesiste konakladık. Otel dere kenarında konuşlu. İki katlı, müstakil, ahşap konakların her katı ayrı bir oda. Odaların kendi varendası mevcut. Kahvaltı dahil kişi başı 150₺. Tavsiye olunur.

Karadeniz Gezi Rehberi

Yurt içindeki diğer seyahat noktalarına dair yazılarımız için ahanda şuracığa tıklayabilirsiniz 🙂